Meslektaşlarımıza Açık Mektup…

(Çağdaş Hekimler’in 14 Mart Hekim Dayanışması'na Yanıtıdır)

 

Değerli Meslektaşımız,

Bu Pazar, Nisan’ın 17’sinde, bir yenisini yapacağımız Ankara Tabip Odası seçimlerinde bilindiği gibi genellikle iki ayrı grup aday listesi çıkartıyor. Biri bu mektubu yazan bizler, Çağdaş Hekim Grubu. Diğeri ise -sürekli aynı adla girmese de- benzer anlayışı, bileşimi temsil eden ve biz Çağdaş Hekimlerin birçok gerekçeyle “Bakanlık” listesi olarak tarif ettiği grup.

Seçimlere 14 Mart Hekim Dayanışması adıyla katılan grubun web sayfasında yer alan iddialarla ilgili sizleri kısaca bilgilendirmek istiyoruz.

Bilindiği gibi seçimlerin en istenen özelliği özgür, demokratik, baskı olmayan bir ortamda gerçekleşmesi ve eşit koşullarda yarışılmasıdır. Her seçimin doğal olarak kazanan(lar)ı olacaktır. Kazanmak ya da kaybetmek kazananı/kaybedeni diğerinden daha değerli ya da değersiz kılmaz. Ancak seçim kampanyalarında söylenenler, savunulanlar, iddia edilenler kalıcıdır; bunlarla anılır, anımsanırsınız.

Şöyle diyor 14 Mart Hekim Dayanışması:

Mevcut ATO yönetimi neden kaybedecek?

Yıllardır belli bir ideolojinin temsilciliğini yaptığı için kaybedecek. Odamızı adeta siyasi bir büro haline getirdiği için kaybedecek. Milletimizin bölünmez bütünlüğüne kast eden grupların sözcülüğüne soyunduğu için kaybedecek.

Bir konuda yerden göğe haklılar: Çağdaş Hekimler’in ideolojisi vardır. Tıpkı 14 Mart Hekim Dayanışması’nın olduğu gibi. Çünkü ideoloji davranışlara yön veren düşünceler bütünüdür. 14 Mart Hekim Dayanışması bütünlüklü bir düşünceden yoksun olduğunu, “güç” ne emrederse ona tabi olduğunu söylemesin. Biz bunu onlara yakıştırmayız.  Onların da bütünlüklü bir düşüncesi, ideolojisi olduğunu kabul ederiz.

Biz Çağdaş Hekimler’in davranışlarına yön veren düşünceler bütünü (ideolojisi); evrensel hekimlik değerleri temelinde toplumcu bir bakış açısıyla hekimliğin ve bunla bütünleşik olarak hekimlerin yararının korunması ve geliştirilmesidir. Siyasi bakış diye “suçladıkları” toplumcu bakıştır ki bu Çağdaş Hekimler’in birey/hasta/ toplum sağlığı ile hekimlik değerleri ve hekim hakları arasında çatışma değil uyum gördüğünü söylemesinin temel dayanağıdır. Bir başka ifadeyle Çağdaş Hekimler günlük, dönemsel ve uzun vadeli “hekimlik siyaseti” yaparken önce hekim sonra hasta ya da önce hasta sonra hekim gibi değerlendirmez, toplumcu bir bakışla yaklaşır, yorumlar, davranış geliştirir.

Çağdaş Hekimler yukarıdaki paragrafta ifade edilen anlayışla evrensel bir mesleğin evrensel ilkeleri ışığında, yaşadığı toprakların insanlarına ve aynı zamanda bütün bir insanlığa eşit “mesafede” hizmet sunma ruhunu ve mütevazı iddiasını taşırlar. Irk, dil, din, milliyet, zengin, fakir, cinsiyet vb ayrımı yapmadan sorunları gerçek anlamında hekimce ele alırlar. Uzatmadan söyleyelim, bu anlamda “milli ve yerel” değil bütünleştirici ve evrenseldirler. Bu topraklarda yaşayan insanlarımızın etnik kökenine, diline, inancına/inançsızlığına… bakmadan tamamına; bu toprakların taşına, hayvanına, ağacına, havasına, suyuna, bulutuna… her şeyine eşit sevgi ve saygı duymanın bir aradalığımızı, bütünlüğümüzü korumanın ön koşulu olduğunu bilirler.  Çağdaş Hekimler, hekimliğe başlarken söylediğimiz “yaşamımı insanlığın hizmetine adayacağıma” sözlerine sadık kalırlar. Bu ifadenin hem sözcülüğüne hem de uygulayıcılığına “soyunurlar”. Eğer bu nedenle seçim vs “kaybedilecek” ise bunun hekimlik ve insanlık adına bir kazanç olduğunu bilirler, onur duyarlar.

14 Mart Hekim Dayanışması’nın ikinci başlığı şöyle:

ATO’nun yönetimi neden değişmeli?

Hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun ortak paydasının hekim olması için değişmeli. Kaybolan hekimlik onurunun tekrar en üst düzeye çıkarmak için değişmeli. Üyeleri için, ülkesi için, milleti için siyasi ayırım gözetmeden her kurumla gerektiğinde mücadele edebilmesi, gerektiğinde bir araya gelebilmesi için değişmeli. Yıllardır amacından sapmış, içine ideoloji ve siyaset sokularak başka amaçlara hizmet ettirilmiş, doktorun umudu kestiği tabip odamızı tekrar gerçek sahiplerine kazandırabilmek için değişmeli.

Bu başlıkta 4 madde olarak yapılan saptama ve gerekçeler aslında tek bir maddede toplanabilir: “Siyaset yapmak yok, hekimlik için çalışacağız, hekimlik onurunu kaybettik, kazanacağız”

Bugüne kadar Türkiye ölçeğinde Çağdaş Hekimler’in karşısında seçime giren grupların öne çıkmış, kamuoyunca bilinen adayları (Osman Durmuş, Recep Akdağ, Eyüp Gümüş gibi) olmuştur. Bu adayların yer aldığı seçimlerde de hemen bütünüyle aynı saptama ve gerekçeler ifade edilmiştir. Bugün 14 Mart Hekim Dayanışması ile Ankara Tabip Odası seçimlerine aday olan grup da aynı çizginin 2016 listesidir. İlginçtir, ismi anılan adaylar tabip odaları/TTB’ye seçilemeyip akabinde Sağlık Bakanı, müsteşar olmuşlardır, yani hekimler için vaat ettiklerini yapabilecekleri en güçlü konumlara gelmişlerdir. Oysa, durum ortadadır.

Halen görevde olan Sağlık Bakanlığı Müsteşarı 2014 yılında 14 Mart Hekim Dayanışması’nın bugün kullandığı ifadelerle İstanbul Tabip Odası’na aday olmuş, seçilememiş, Müsteşar olmuştur. Peki, geçen iki yılda hekimler adına Sağlık Bakanlığı olumlu ne yapmıştır?

Müsteşar tabip odası için adayken “Emekli hekim hayatını idame ettirebilmek için çalışmak zorunda kalmasın” demiş, “hekimlik mesleğine yakışır emeklilik hayatı, yaşanabilir seviyeye ulaşmış emekli maaşı” istemiştir.

Başbakan’ın 14 Mart müjdesini hatırlarsınız: “Hekimlerin 65 yaştan sonra da (72 yaşa kadar) çalışmalarına imkan vereceğiz. Emeklilik maaşını da 3100 TL ve 3250 TL yapacağız.”

Emekli hakim 5000 TL’den fazla maaş alırken, emekli hekime yakıştırılan (hoş, daha ortada yok ya) 3000 TL.

2000’li yılların başından bu yana bu anlayış sağlık politikaları ve dolayısıyla hekimlik yararına icraat yapmak isteyenler adına en etkili yerlerde bulunmuştur. Hekimlerin özlük haklarının durumu ise ortadadır. Düzeltmek istemişler de, marjinal dedikleri tabip odaları mı engel olmuştur?

14 Mart Hekim Dayanışması’nın üçüncü başlığını görelim (sözler olduğu gibi, doğrusu ve yanlışı ile alıntılanmıştır).

ATO’nun bugüne kadar yaptığı hizmetler?

Halkını ve toprak bütünlüğünü koruyan devleti ve o devletin güvenlik güçlerini hedef gösteren, kötüleyen 'Aydınlar Bildigesi'ni imzaladılar. Bebek katili Apo'nun posterleriyle barış istediler. ROJ TV'ye konuştular. Teröristleri eli kelepçeli muayene eden meslektaşlarına ceza verdiler. Açlık grevindeki teröristlere tıbbi müdahalede bulunduğu için hekimlere ceza verdiler. Kendi görüşünden olmayan hekimleri bloke ettiler. Bilimsel gelişimin ve akademik yükselmenin önünü kestiler. Yıllarca kimse yan dal yapamadı, başasistan olamadı. Hekimlere performans ödemesi yapılmasına karşı çıktılar. Kendi ideolojilerini hekim menfaatine tercih ettiler. Hekim haklarını geri götürdüler.

Yukarıda söyledik, tekrarlayalım: Bir hekim birliği olarak tabip odası hekimliğin değerleri ışığında insanlığa karşı sorumludur. Güvenlik gücünü hedef göstermek ya da savunmak, övmek ya da yermek, kötülemek gibi bir tutumu olamaz.

Bütün meslektaşlarımızın (bu grup mensuplarının da) okuması için TTB 2005 yılında çevirdi: Dünya Tabipler Birliği Tıp Etiği El Kitabı. Kitabın “Tıp etiği, tıp mesleği, insan hakları ve hukuk” başlığında ve ilerleyen bölümlerdeki yazılanlar hekimler için yol göstericidir: “… insanların büyük çoğunluğunun, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile diğer yaygın kabul görmüş ve resmi olarak onaylanmış belgelerde yer alan temel insan hakları gibi bazı etik ilkeler üzerinde uzlaştığı görülmektedir. Yaşama hakkı, ayrım görmeme hakkı, işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı davranışa uğramama, düşünme ve düşündüğünü açıklama özgürlüğü, bir ülkedeki kamu ve sağlık hizmetlerine eşit erişim gibi insan hakları tıp etiği için özellikle önemlidir”. Dolayısıyla hekimler için insan ve mesleğimiz gereği hizmetine adanmış olan insanlık ilkeleri yol göstericidir.

Ayrıca, bilebildiğimiz kadarıyla “Aydınlar Bildigesi” adında bir bildi”R”ge imzalayan hiçbir meslektaşımız yoktur. Hekimlik Andının “işine gelen(!) kısmına” uyan yarım bir hekimlik anlayışları olanların yarım yamalak, kulaktan dolma duyumlarla iddiada bulundukları da açığa çıkmaktadır.

Tıpkı yukarıda somutladığımız iddia gibi diğerleri de dayanaksızdır. Ama biz yine de söyleyelim: Hekimler mesleklerinin çok doğal bir sorumluluğu olarak her koşulda, her hal ve şartta, her zaman, her yerde (her mecrada, her sokakta, her hastanede, o posterin, bu TOMA’nın önünde, üstünde, altında… yani her yerde) ısrarla barış isterler. Aksini söyleyen birinin mesleği hekimlik olamaz. Çünkü, savaş öldürür.

14 Mart Hekim Dayanışması’nın söylemleri hekimlik değerleri adına savunulamazdır ama daha ötesi şu ifadeler etik açıdan da sorgulanmayı hak etmektedir:  “Teröristleri eli kelepçeli muayene eden meslektaşlarına ceza verdiler.”

Hatırlatmak zorundayız: Muayene edilen, tıbbi müdahalede bulunulan insanın adı/sıfatı tektir: “hasta”. O insan teröristse de sizin karşınıza geldiğinde artık “hasta”dır. Bu durumda meslek etiği açısından bir hekimin nasıl davranacağı İstanbul Protokolü gibi metinlerle açıklanmıştır. Bu yaklaşımdan gayrısı “görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğim” diye mesleğe başlarken hep birlikte tekrarladığımız sözleri “es geçtiğiniz”i gösterir. Unutulmamalıdır ki tabip odası yönetimine aday olmak meslek etiğini koruma görevine aday olmaktır.

Bilimsel gelişimin ve akademik yükselmenin önünü kestiler” iddiasına gelelim. Çağdaş Hekimler her köşe başına tıp fakültesi açılmasına karşı oldukları gibi belli koşul (eşit, adil, şeffaf, bilimsel vb) ve nitelikte akademik yükselmeden yana olmuşlardır. Akademik unvanları bir özlük hakkı olarak görmemiş, aynı yaklaşımla akademik unvan sahibi olmayı diğer hekimler üzerinde ayrı bir mesleki statü olarak da değerlendirmemişlerdir. Mesleki etkinlik açısından yetkinlikle akademik unvanlar arasında doğrusal bir ilişki olmadığı çok açıktır. Ne var ki akademik süreçler çok uzun süredir hem üniversitelerde hem de üniversite dışında siyasi otorite tarafından hukuk dışı uygulamalarla “oyuncak” edilmiş, saygınlığı zedelenmiştir. Çağdaş Hekimler bu sürece hekimlerle birlikte karşı durmuş, adil, şeffaf, amaca uygun nitelik ölçen bir sistemi savunmuşlardır. 

“Hekimlere performans ödemesi yapılmasına karşı çıktılar” iddiasına yanıt vererek bitirelim. Çağdaş Hekimler ülkemizde hekimlerin yoksulluk sınırının (4300 TL) en az iki katı net, güvenceli bir gelirle meslek yaşamına başlamaları ve aldıkları ücretin emekliliğe yansıması gerektiğini savunmuşlardır. Performans değerlendirmesini Türk Tabipleri Birliği yazınında 1995’li yıllarda tartışmış ve 2004 yılında gündeme gelenden çok farklı bir anlayışla değerlendirmiştir. 2004’ten bu yana sürdürülen ve eşitlik, adalet, etik, deontoloji, sağlık hizmeti, hasta yararı, iş barışı, ekip hizmeti ve birçok başka yönden zararlı olan bu sistemi asla savunmamıştır. Çok iyi biliyoruz ki 14 Mart Dayanışması adaletsiz, iş barışını ve hekim dayanışmasını dinamitleyen bu sistemi kuran ve sürdüren, dolayısıyla da güvenceli, net, emekliliğe yansıyan makul ücret almamızın karşısında olan anlayışın temsilcisidir.

ATO’nun bugüne kadar yaptığı hizmetlere gelince… Yukarıda verdiğimiz örnekle yani emekli hekimler için yapılanlarla başlayabiliriz ama önce bir zahmet ciddiyetle 2014-2016 çalışma raporunu okumalarını tavsiye ederiz. Mevcut iktidarın ve onun yandaşlarının tüm çabalarına karşı hekimliği ve haklarını savunmak için verilen çabayı ve somut örneklerini göreceklerdir.

Biz şimdi, yeniden kendimize bakalım ve soralım, çabamız yeterli mi?

Asla. Enerjimizin çoğu mevcudu negatife götüren bir iktidara karşı harcanıyor. O nedenle daha fazla çabaya gerek var, biz de o iddiayla, yeniden, hep birlikte adayız!

Bu yüzden oylar;

Düzeyli, tutarlı, ilkeli, programlı, etik çizgiye,

Seçim kampanyasını bürokratik hiyerarşi ile, taşeron emekçilerin emeği üzerinden götürenlere değil, iyi hekimlik gönüllüsü aktivistleriyle yürütenlere,

Bakanlığın değil, hekimlerin listesine,

Karanlığa değil aydınlığa,

Yandaş değil bağımsız, özgür tabip odasına …

OYLAR YİNE, YENİDEN ÇAĞDAŞ HEKİMLERE!

Saygılarımızla,

 

Çağdaş Hekimler Grubu

 

 

 
İçerik Tıklama Görünümü : 67211
Şu anda 7 kişi sitede